İnsanın hayat yolculuğu, yola çıkış hazırlığına bağlı olarak kolaylıklar vaat etse de genel itibariyle insanın yapısında olan merak ve etkileşim hususları, ilgililik ve karakter yönelimleri ile çok girift detaylarla doludur. Ve insanların geneli bu engebeli arazide yürümeyi tercih ederler.
Fakat bu yolculuk kendi içinde birçok menzil barındırdığından, bir birine benzeyen cadde ve yollar fazlaca bulunduğundan ulaşılması gereken hedef kaçırılabilir ve yolcu çıkmaz sokaklara sapabilir.
İşte bu durumda kaybolan hedef, yitirilen amaç, meydana gelen kafa karışıklığı insanda bir tahayyür’e dönüşür. Yani bir hayret ve şaşkınlık hali alır. Bu durumda olan birine “Mütehayyir” denilir.
Konumuz olan bu kavram, geniş bir anlam yapı ve kapsamına sahiptir. Söz konusu psikolojik olgunun ifade edilebilmesi bakımından, anlatımımızda bu kavram tercih edilmiştir.
Mütehayyir kişi, hayat tazına ve algı ve tercihlerine göre elde ettiği çıktılar itibariyle; şaşmış, şaşırmış, hayrete düşmüş, ne yapacağını, nerede nasıl davranacağını bilmeyen, yapması gereken şeyler hakkında ki gerçekliğe karşı iradesini harekete geçiremeyen, tutuk, yön duygusunu ve tarif edici referansları kaybetmiş, bir çeşit yalnızlık ve manasızlık içinde kalmış bir durumdadır.
Bu sonuçlar genelde insanı, yolculuk türüne göre yolun ilerlenemez noktasına ulaştığında karşılar.
Çok mesafe, çok yük, çok hatıra, çok huy, çok yaşanmışlık izleriyle gelinen bu ruhsal ve zihinsel tıkanıklık eşiği ve yüksek engeller duvarı, kişinin tercih ve tatbik uygulamalarıyla şekillendirdiği mevcut psikolojisinin ve bunun ilişiğinde çok yönlü etkileşimler ile belirli form kazanmış hislerinin durumuna göre bir kale kapısı, bir sur gibi önünde durur.
İnsanı hayrete düşüren ve şaşkınlığa sevk eden ise, bu yaşamsal sonucun; son büküm dönülmeden ve nihai dönemeç aşılmadan görülmemesi, adeta bir sürpriz şeklinde birden irade ve akıl yolunun üzerinde bir tıkaç gibi belirmesi ve meydana gelen bu duygusal ve zihinsel heyulanın ,insanın ruhsal varlığının üzerine çökmesidir.
Sonu tahayyüre, hayrete, şaşkınlığa, yön kaybına ve yalnızlığa çıkan bu yolun yolcuğu , içinde bulunduğumuz zaman dilimine bağlı olarak , tarihsel, kültürel, deneyimsel, geleneksel , bilimsel, ilimsel, bilgesel olarak asimetlik ve homojen bir yapıya bürünmüştür.
İnsan doğasının gerçeği arama dürtüsü, anlam keşif eğilimleri gerekli ve yeterli bir hazırlık çantasına sahip olmadığından kırılgan adımlarla çıkılan yolculuklar, yorgunluk, sapmalar ve hadiselerin görüş açısını kapanması nedeniyle ilerlemesini tamamlayamadan tüm olumsuz şart ve koşulların yıprattığı bir yürüyüşe döner. Ve varoluşsal hedefe doğru gerçek bir adım atmadan biter…
Çünkü duygusal ve akışına yaşamanın aklın kurnazlık dışında kullanımını gerektirmediğinden sunduğu öncül hazlar tercih sebebidir. Ve bu tercihler ve edinimler arasındaki bir birini gerekli tutan; kazanımı koruma, fırsatları kollama, elde olanı kaybetmeme, daha fazlasını isteme ve yetinememe gibi bağlar, insanı kısır ve niteliksiz bir döngü içine alır. Bu döngü tıpkı organ kaybı ve yetmezliğinde olduğu gibi ,kişinin ; duygu durum psişik ilişkisini olumsuz bir şekilde baskılar ve bir çok algı yitimi ile kendi çelişik yaşam standartlarını oluşturur.
Bu standartlar başlıca;
Tahammülsüzlük, acelecilik, tek başına karar verme, hedef belirleyememe, amaç oluşturamama, telaş, öfke, sevgisizlik, hayal kuramama, sürekli bir kapanma ve kaçma isteği ile birlikte kendini sıkıntı ve huzursuzluk olarak gösterir.
Yani olumlu önerme ve teklifleri anlama, lehinde olanı sezme, üretici ve katılımcı iradenin aktif girişkenliği, düşünme, değerlendirme, kanaat oluşturma, fikri paylaşma, sevinci yaşama, umut ve hayal sahibi olabilmenin istek üreten sinerji kompleksi deforme olmuştur ve pozitif yansıtıcılar negatif reaksiyonlar şeklinde etki oluşturmaktadır.
Bu doğal kaynak israfı yapay dayatmalarla kendini yenileyemediğinden, irade merkezi idari hâkimiyeti kaybeder ve düzensiz duygu tepkimeleri ve manipülatif gerilim insanın insanlığa ait değerlerini tüketir.
İşte gerçek tahayyür (şaşa kalma) ve mütehayyir ( hayret, bir çeşit şok içinde) olma hali aslında bu tükenmişliktir.
Bu bazı insanlar için erken farkındalık dönemi olsa da bazıları için geç hasat tabir edilebilir. Bu nedenle her tahayyür ve mütehayyirlik hali , er veya geç, bir olgu olarak insanın karşısına çıkmış ise , dönülebilir bir opsiyonu , bir çıkış yolu bonservisini kişinin eline verebilir.
Bu noktada önemli olan kişinin bu tıkanmışlık ve tükenmişlik ablukasını kırmak veya sarmalını gevşetmek eğilimini, isteklilik ile yapıcı iradesine devretmesi ve uygulama görevini üstlenmesi dir.
Pişmanlığın kullanımı, umudun kullanımı, yeniden başlamanın heyecanı, fırsatın farkındalığı, saatin lehinde işleyen düzlemini görme ve ilk adım motivasyonu gibi, birçok itenek, kişiyi bir taraftan fıtrat dönüş yoluna sokarken eş zamanlı olarak da yoğun bakım sürecini başlatır.
Bu bağlamda edinim havzasından bazı eşyalar kullanılsa da yenilikçi argümanların yolculuğa dâhil olup destek vermesi ciddi bir katkıdır.
Örneğin, malumatı ilimle revize etme, mevcut algı ve tanımları olumluluk perspektifinden yenileme, yaşam enerji hatlarının amaç hedef bileşeninde bakımlarını yapma, var olan tahripçi ilgi alanını, onarıcı alakadardık sahaları ile değiştirme ve değer üretici girişimcilik gibi eylemler, kişinin kendi iyileşme sürecini hızlandıracak lojistik sağlaması anlamına gelir.
Pratikte ise, bir dizi ayrılma ve konum değişikliği söz konusudur. Yani kısaca ve nostaljik tabirle, fiziksel ve ruhsal bağlamda köklü ve kararlı bir şekilde “ tebdil-i mekan” yapmak şarttır.
Eğer insan bu istekliliği ve iradi adımları yapmaktan çekinir ve bulunduğu noktaya yönelik alışkanlık kazanma yolunu tercih ederse, ne o sokaktan çıkabilir ne de geri dönecek bir kuvveti kalabilir.
Çünkü isteklik ,irade ve kararlılık birleşiminden enerji almayan bir direniş hızlı bir şekilde doku kaybı yaşar ve artık istese de kendini hareket ettirecek gücü bulamaz.
Evet, tahayyür ve mütehayyirlik, yaşamsal ve tercihsel olarak hayat yolunda hangi iz takip edilmiş ise o yolculuğun çıktılarının oluşturduğu barikatlar ile artık yolun bittiğinin göründüğü anda insanı karşılar. Her şeye rağmen yeni lokasyonlar belirlemek , yeni haritalar oluşturmak , U dönüşleri yapmak mümkündür. Ancak bu mümkünlük, tahayyürde kalmış, mütehayyirlik duvarına dayanmış hiçbir kırılgan irade için daimi değildir.
Bu nedenle bu tükenmişlik eşiğini yükselten durağanlığı fazla uzatmamak lazım…
Eğer konu hakkında bir şeyler yazmak isterseniz;
savtx@hotmail.com
pikeposta@gmail.com
Safitürk Murat