İnsanın kendi belleğinde yazdığı hayat safhaları, sanki bir gün önüne koyulacak bir kitabın varlığından haber veriyor.
Sanki o gün geldiğinde, yapıldığında insan huzur veya acı veren her şeyin bir karşılığı olacak gibi geliyor.
Kişi biraz daha derine indiğinde, bir mahkeme ile karşılaşma olasılığını sezgisel olarak hissedecektir.
Sanki bir sürprizle karşılaşmamak veya bir yüzleşmeye hazır olmak gerekli gibi bir gerçeklik bulgusu zihnin sokaklarında dolaşıyor.
Düşününce, insan yaptığı iyilikleri tüm detaylarıyla anlatabilir gibi görünürken, işlenen suçlar veya sebep olunan kötülükleri savunabilmek adeta imkânsız.
Çünkü iyiliklerin yapılması haklı bir gerekçeye ve olumlu bir mantığa sahip iken kötülükler sadece gerek kişisel gerekse dış etmenlerle bağlı manipülasyon şeklinde gelişiyor. Ve bunu haklılıkla gerekçelendirmenin imkânı yok.
Bir insanın bir iyiliği yapması veya yapılmasına sebep olması onun için her yönüyle değer meydana getirirken, kötülük ve türevleri ise tam tersi kazanımlarla sorumluluklar oluştur.
İşlenen suçu hiçbir polis görmese ve aleyhinde hiçbir dava açılmasa da insanın içini kemiren bir gizli mahkeme işini yapar.
Yapılan iyilikler hiç kimse tarafından bilinmese bile, iyi bir faaliyette bulunmuş olmanın getirdiği huzur insan ruhunda kendi yerini bir sevinç olarak bulur.
Yani insanın doğası insanın yaşamı boyunca ona uyarılar yapan ve varoluşsal niteliğini korumaya çalışan bir titizlik içindedir.
Bu nedenle insanlık tarihi kadar eski birçok birikim bireysel ve sosyal hayatı düzenli tutabilmek ve insanın hayat yolculuğunu anlamlı kılabilmek için, bilgi aktarımları, kayıtlar ile birçok eser meydana getirmişlerdir.
Örneğin kibir tüm aklı başında olan insanlar için kötü bir şeydir.
Yine alçak gönüllülük sevimlidir.
Hırsızlık, mala ve cana zarar veren tüm eylemler tüm beşeri yasalarda suçtur.
Kabalık, şımarıklık, başkasının hakkını elinden almak, vicdanını yitirmemiş tüm insanlar tarafından sevilmez ve benimsenmez.
Demagojik söylemler ile gerçeği gizleyen oyunlar planlamak ve bu yol ile kitleleri kandırmak politik ve psikolojik bir dejenerasyondur. Ve ortaya çıktığında kendi hak ölçeğinin dengesini kaybetmemiş insanlar buna karşı çıkarlar.
Ancak insan doğru ve yanlışı manipülatif önermeler ile öğrenmiş ve doğrulama mihengine vurmamış ise, neyin lehinde neyin aleyhinde, neyin doğru neyin yanlış olduğunun ayrıştırılmasını yapamaz.
Bağnazlık, inat, körü körüne bağlılık, tahrip etmek, empati yoksunluğu bu tür bir cehaletin ürünüdür.
Bu tür insanların kendi eylemlerinin neden olduğu sonuçlar hakkındaki savunmaları ilginçtir. Ve genelde bu savunmayı başkalarına yaptırırlar. Mağduriyet oluşturanlarım mağdur olduğu bir algıyı tüm hukuk mahrumlarına kabul ettirebilirler.
Belki birileri ikna olur. Belki cezadan o an kurtulmuş olmanın bir rahatlığı vardır. Ancak büyük mahkemenin dedektiflerinin iz sürüşüne ait ayak sesleri kaygı merdivenlerinde duyulmaya devam eder.
Bazen suç itiraf edilse de gerçek kefaleti karşılamadığından ve atanmış veya seçilmiş affedicinin, hakikatte başkalarına karşı işlenmiş suçu affetme yetkisi bulunmadığından zihinsel baskı devam eder.
Böyle derin yarıkların oluşturduğu boşlukların kapanması kolay değildir.
Bu nedenle her eylemin insan doğası ile uyumlu tanıma sahip olması bir zorunluluktur.
Çıktıları deneyimsel olarak belirlenmiş ve kanıksanmış olan davranış ve sonuçların “bence” diye yaklaşılmaz.
İnsanın zaaf ve bilgisizliğine bağlı gerekçelerle duygusal yaklaştığı ve kendince bir karara bağladığı şeylerin hak ve hukuk bağlamında bir değeri yoktur.
İnsanın bir delile ve gerçek bir nedene dayanmayan iddiaları muhakemesiz bir aklın eseridir.
Bütünü ve doğru olanı görebilmek için objektif bir bilincin olması şarttır.
Eğer böyle bir bilinç olmaz ise, insanlar hem kendi türlerinin hem de içindekilerle beraber tüm dünyanın ölümü için büyük çaba harcayan yaratıklara dönüşürler.
İnsan topraktan yaratıldığında ve Tanrı bu yaratılıştaki harikalığa saygı duyulmasını emrettiğinde, şeytan bu emre itaat etmeyeceğini ve kendisinin ateşten yaratıldığı için daha üstün ve saygın olduğunu söylemiş…
Oysa ateş ve toprak bağlamında hangisinin üstün olduğu ile ilgili tanımlanmış bir bilgi yoktu. şeytan kibir ve kıskançlığını takip ederek böyle bir yargıya varmıştı. Ve böylelikle tüm kötülüklerin kaynağı olarak hak ettiği aldı diye rivayet edilir.
Evet, insan yaşam süresince elde ettiklerinin aleyhinde şahitlik yapmaması için kiminle yürüdüğüne, hangi tarafta bulunduğuna ve nasıl ölçüp nasıl biçtiğimize dikkat etmelidir.
Gün sonunda onu yeraltının sessizliğine terk edip, arkasını dönüp gidecek olanların , faydasız ve kötülük içeren sunumlarına önem vermemek ve ilgilenmemek, yapıcı ve onarıcı değerleri sahiplenip yaşam sayfalarını iyilik ve güzellikle bezemek hiç şüphesiz sonsuz huzura layık olan kazanımlardır.
Safitürk Murat